Aralık 08, 2022

“HAYAT BİR TETRİS OYUNU GİBİ”

“HAYAT BİR TETRİS OYUNU GİBİ”

Matematik her şeyi çözer mi? İlişki bir  doğal bir süreç işi midir ? Yoksa bunun da bir bilimi var mıdır? Ya da istemek bir beklenti yaratmak olarak ilişkinin önünü keser mi? Sır, niyetini yazıp evrene salmakta mı? Yoksa sır, hayatla akıp sürprizlere açık olmakta mı? Niyeti tüm detayları yazınca istisnalara indirgemiş mi oluyoruz şansımızı? Peki ilişki hep karşı tarafla mı ilgili?

Yunus Sezener ile bir kaç ay evvel tanıştım. O Mr. Versile. Sizin ortak arkadaşınız!  Yalnızlığından kurtulmak isteyip de kendi yolunu bulamayan insanların tanışmalarına vesile olan, yaşamlarına dokunan bir ilişki mentoru. Samimi, içten ve dürüst. Aldığı Hukuk Eğitiminin aslında onu mutlu ettmediğini oysa çocukluğundan beri özel ilgisi olan ilişkiler üzerine çalışmaktan mutlu olduğunu fark ederek bundan 6 yıl önce Tencere Kapak (Tenkap) adını verdiği firmasında 10 bin saati aşkın görüşmelerde insaların yaşamlarına dokunmuş belki bir sözi büyük bir dönüşüm başlangıcı olmuş. Nisan ayında hem TED konuşması ile hem de yayınlanan ilk kitabı  “Ortalıkta Düzgün Erkek Var” ile birikimlerini daha geniş kitlelere iletmeye başladı.  

NEDİR BU DÜZGÜN ERKEK MESELESİ?

Bu bir kalıp. Ortalıkta düzgün erkek yok cümlesini çok kişiden duydum. Ortalıkta düzgün kadın yok sözü de gitgide artıyor. Fakat kadınlar bu cümleyi erkekler için çok daha fazla söylüyorlar. Bir de bu tarz bir kitabı daha fazla kadınlar okuduğu için öyle yazdım. Ama sonuçta bu kitabı “nerede bu düzgün erkekler diyen kadınlara” ve “işte buradayız” diyen erkeklere yazdım. Kitap Tenkap’ı kurduğumdan beri aldığım notların birleştirilmiş hali. Konuların çok derinine girmesem de önemli bulduğum her konuya değiniyorum. Söylemek istediklerimi 3 ana başlık altında topladım:

Sivri köşelerimizi törpülemek, olasılıklarımızı arttırmak ve yuvarlanıp gitmek, yani akışta olmak.

BU BAŞLIKLAR İLİŞKİNİN KARŞINIZDAKİNDEN ÇOK KENDİMİZLE İLGİLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜRÜYOR. 

Bakış açımızı değiştirip dışarıdan beklentilerimizi isteklerimizi söylemek yerine kendimize bakmamız gerek önce. Benim için en önemli soru nasıl biriyle olmak istiyorum değil, tersine ben bu ilişkiye ne getirebilirim sorusu. O zaman doğru kişileri bulmak daha kolay olabiliyor. Şimdi sen bana desen ki, Yunus, sen bir ilişkiye ne getirebilirsin, masaya ne koyabilirsin? Bugün hayatımda biri olmasa, şunu çok net söylerim: Ben bir hizmetkarım, benden harika bir baba olur; koruyup kolluyorum, ailemin güvenliğine önem veriyorum, bir ilişki adamıyım, kadın erkek dengem çok var, kadınları anlayabildiğimi düşünüyorum, çok özenliyim, biraz kontrolcüyüm ve bunu düzenlemeye, dengelemeye çalışıyorum, kendimle ilgili negatif gördüğüm şeyler var, çok kararlı bir adamım, gözünün içine bakarım bir kadının… daha da sayabilirim. Burada söylediklerim gerçek olabilir, abartı olabilir. Ama, benim bunları söylerken enerjimi dinleyen hissediyor. Bunları kendine söylediğin, aslında kendini fark ettiğin zaman hele bundan sonra gelecek ikinci soruyu da objektif bir şekilde yanıtlıyorsan, nasıl biriyle beraber olabileceğini daha net görmeye başlıyorsun.

İKİNCİ SORU: BU KADINI /ADAMI KİM SEVER PEKİ? 

Nasıl bir adam ya da kadın bu kadını ya da adamı sever sorusunu da objektif cevaplayabilmek önemli. Çünkü ancak o zaman, insanlara öyle bir gözle bakabiliyor ya da kendini değiştirip dönüştürebiliyorsun.  Sen eğlenceli ve kendini çok ifade edebilen bir kadınsın mesela.  Sence seninle kim ilgilenir?

Çok sakin olup da zaten senin gibi capcanlı bir kadın arayan bir adam mı yoksa zaten çok eğlenen bir adam mı? Benim gördüğüm, erkekler çoğunlukla kendi eksik parçasını doldurmak istiyorlar.

AMA SEN KİTAPTA EKSİ PARÇA DOLDURMA, KÖŞELERİ YUVARLA DİYORSUN

Ama şunu da söylüyorum, kendi hayatında dengeyi sağladığında belki de daha dengeli biri çıkar karşına. Tabi bu bir süreç. Yine de bir şeyleri değiştirmek bazan küçücük bir adım. Önce samimi bir şekilde kendinin farkında ol ve dengede dur. İlişkide nerede olduğumuzu da bize bu sorular çok güzel gösteriyor. Sonuçta bu bilgi hepimizin içinde var, fakat biz bunları ortaya çıkarmadığımız ya da kendimize söylemediğimiz zaman insanlar da görmüyorlar.  Oysa kendimizin fakrında olup o enerjide olduğumuzda ve hareket ettiğimizde birileriyle tanıştığımızda istiyorsak bunu hayatımızda yaratıyoruz.

SOKAĞA ÇIKTIĞIN ZAMAN GENELLİKLE SIRF KADIN GRUPLARI GÖRÜYORSUN, ERKEKLER O KADA RGÖRÜNMÜYORLAR ORTALIKTA.

Erkekler evdeler çünkü. Ama bu insanlar aslında varlar ve etraftalar. Biz gözümüzü telefonumuza kapattıysak, ya da hiç kimseye bakmıyorsak, göremiyoruz. Kitapta önemli bir başlık var bence o da hedef konusu. Ben aşk istiyorum, ilişki istiyorum,  bu benim hedefim diyenler oluyor. Fakat hedef dediğimizin “smart” olması gerekir. Bunun açılımları var kitapta. A harifini konuşursak şimdi, bu harf ulaşılabilir kelimesinin ingilizcesine karşılık geliyor. Ulaşılabilir demek de bize bağlı olması demek.  Şimdi bu insanlar, bu erkekler veya kadınlar, ortalıktalar. Fakat biz acaba ortalıkta mıyız? Bizim ortalıkta olmak için yapabileceğimiz şeyler var. Evrene yollayabiliriz tabi. Hayal kurmayın demiyorum ben. Enerji de nasıl birini istediğimiz de çok önemli ama hareket etmek de gerek! Şunu neden yapmıyorsun mesela? Neden gidip arkadaşlarına beni 3 ayda ya da 6 ayda, 3 kişiyle tanıştırsana demiyorsun?

BAZAN DA TANIŞTIRMIYORLAR…

Bunun bir çok sebebi olabilir. Bugün toplumun %70-80’ı bunu biraz risk görüyor. Kadınlar genelede aralarında her türlü konuyu konuşuyorlar, birbirlerinden tavsiye alıyorlar ama bu bekar kadınlara sorsan birbirlerinin kocaları gibi biriyle olur muydun diye, hiç biriyle olmazdım diyorlar. Bir çelişki yok mu burada? Tavsiye aldığın kişi  kocası gibi biriyle olmak istemediğin bir kadın. Düzgün dediğimiz kişilerin kimler olduğunu hiç düşünmemişiz. Kendimize beğendiğimiz kişiler kimler? Peki o kişi bizi istiyor mu acaba?

Sivri köşeler var. Beklenti listemize eklediğimiz özellikler bizim sivri köşelerimiz. Oysa bakış açımızı değiştirip, karşımızdakine bakmak yerine, kendimize dönüp, aradığımız  “düzgün”ün bizim hayal ettiğimiz şey mi olduğunu ve gerçekten o insanlar bizi istiyorlar mı diye düşündüğümüzde resmi çok daha net görüyoruz.

BEN KİME HİTAP EDİYORUM?
Her şeyi somutlaştırmaya çalışıyorum. Gerçekten kime hitap ediyoruz? Bence ben bir erkek olarak, eşim de bir kadın olarak bir çok kişiye hitap ediyoruz. Ama birbirimizi seçmişiz. Düzgün erkek yok denmesinin sebeplerinden biri bir çok kişiye hitap ettiğini bilen adamların genelde bir kişiyle yetinmemesi. Çok ihtimali olan erkek gidip biriyle yetinmek istemiyor ve ve özellikle de görsel olarak kendisinin çok daha yukarısında biriyle olmak istiyor. Neden bunu istiyor biliyor musun? İkna olmak istiyor. Başka bir yere gözüm gitmesin demek istiyor. Fakat o bu bakış açısındaysa eninde sonunda  gözü gidecek zaten. Çünkü o güzellikler gelip geçici şeyler aslında.

OLASILIKLARI ARTIRMAK MÜMKÜN MÜ?
Ben taktikleri sevmiyorum ama olasılıkları arttıran şeyler var. İnsan kendisinin ve onu beğenebilecek kişilerin oluşturduğu kesişim kümesinin gerçekten farkında olduğunda olasılıklarını da arttırabiliyor.

Bana gerçekten en çok kimler şans vermek isterdi?İnsanların, düşünmediği şey bu.

BİR DE ŞU VAR, KENDİMİ TANIDIKÇA, BEN KENDİMLE DE MUTLU OLUYORUM, BU DURUMDA “BEN” “BİZ”İ YALNIZLAŞTIRIYOR MU?

Teknoloji yalnızlaştırıyor. Toplumda kalabalık yalnızlarız. Etrafımızda insan olması bizim yalnız hissetmeyecek olmamız anlamına gelmiyor. İlişkiler her zaman önemli olacak, nostaljik ilişkiler yaşamak isteyenler de olacak. Öte yandan ilişkilerin tanımı da değişiyor. İlişkilerin teknolojiyle, uzayan yaşam süresiyle, yaşam alışkanlıklarıyla, bu kadar değişmesi çok normal. Kızım büyüdüğü zaman bugün benim yaşadığım ilişkiyi yaşamayacak. Şu anda çok eşlilik konuşuluyor ciddi bir şekilde dünyada.

YALNIZLIĞA GERİ DÖNERSEK? 

Robotlar geliyor. Bir adam biliyorum 8 tane  robot almış kendine. Ben o adamın o kadar yalnız hissettiğini düşünmüyorum. Çünkü biz beynimizi kandırabiliyoruz. O zaman bütün vücut kimyamız değişiyor. İnsanlar muhtemelen 20-30 yıl içinde seni her zaman seveceğim, seni hiç bir zaman yalnız bırakmayacağım, ne istiyorsan, hepsini yapacağım diyen robotlarla ilişki yaşayacaklar.

BU YAPAY İLİŞKİLER UZUN SÜREÇTE MUTLU EDECEK Mİ İNSANLARI?

Yapay bir şey yaşandığı için daha sonra çok mutsuz ediyor. Yine de uyuşturucu gibi alıyorsun. Yokluktan, güvensizlikten, artık üzülmemek istemekten…

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

2007‘de kindle çıktığı zaman dünyada 10 yıl boyunca kitap okuma oranları düştü, kindlelar artı. Sonra bir noktada insanlar sıkıldılar bundan ve kitap okuma oranları tekrar arttı, kindle okunma oranları düştü. Bence ilişki meselesi de böyle. Bizim doğamızda ilişki yaşamak var. Ancak tek biriyle ilişki yaşama ve sahiplik  kavramı 12000 yıl önce tarımla beraber ortaya çıktı. Buradaki en büyük risk daha öncesinde böyle sahiplik ve tek eşlilik kavramının olmaması. Çünkü bir dönüşüm daha yaşanacak. Acaba o dönüşüm bugün mü yaşanacak? Bir gün, belki bundan 5000 sene sonra, insanlık yine bir klan şeklinde, yine çok eşli yaşayacak. Öyle tek eşlilik diye bir şey olmayacak belki.

 

BUGÜNÜMÜZE GERİ GELSEK? BUGÜN NE İSTİYOR İNSANLAR?

Bugün insanlar çok fazla seçenek arasından kendileri için en iyi seçenek olacak kişiye ikna olmak istiyorlar.  Ben de diyorum ki biz kendimizi ve hitap ettiğimiz kişileri bilip de o seçenekler çok fazla olduğunda bile biriyle yetinmeyi seçtiğimizde mutlu ilişkiler yaşıyoruz.

 

HAYAT TETRİS OYUNU GİBİ

NEDİR MUTLU İLİŞKİ?
Bağlı ama bağımsız ilişki: İki fidan bir arada yan yana büyümelerine rağmen iki fidan olarak kalabiliyorlarsa…. Hayat, tetris oyunu gibi, bize bir şeyler yolluyor. Sonra o tetris oyununda bir anda hiç görmediğin bir şekil çıkıyor. Bir yıldız çıkıyor mesela. Ne yapacağını şaşırıyorsun. Çocuk geliyor ya da başka birine aşık oluyorsun bir anda.  Ne yapacaksın? Alıp o yıldızı köşeye koyup hayatına devam edebilirsin. Fidanlara baktığında bazan sağa sola yatarak yükseliyorsun bazan eşin sana yanaşıyor, bazan sen eşine… Pilotlar A noktasından B noktasına düz bir çizgide gitmezler. İnişli çıkışlıdır.  Hayat da böyle bir şey. Bir kopilot var: bize dışarıdan gelen şeytanlarımız, meleklerimiz diye düşünüyoruz. Her olay ve her kararla ilgili seçimlerimiz var bence. Gidiyor uçak olduğu derecede diyor ki kopilot “kaptan 5 derece kuzeydeyiz güneye dönmemiz lazım” dönüyor, yine dönüyor en sonunda gideceği yere varıyor. Bir çok insan hayatın düz çizgide gideceğini düşünüyor. Böyle bir hayat yok. Değdiği kesişim noktaları var. Ondan sonra yaşamak dediğin 3-5 kısa mutlu andan ibaret gibi oluyor. Bence değil mesela.

SENCE NE?
Bence yaşamın kendisi çok güzel, yol güzel. Bu çok klasik olacak ama o yoldaki zorluklar da güzel bence. O zorlukları yaşamış olmak da güzel. Ve sürprizler de güzel. Çoğu kişi sürprizleri sevdiğini söyler. Oysa ilişki hayatlarımızda çok fazla sürpriz yaşamaya niyetimiz yok. Sipariş vererek sevgili bulmaya gelmedik biz bu dünyaya. Biz bu dünyaya şaşırmaya geldik.  Bunu fark edip bütün zorluklarıyla kolaylıklarıyla esnekliğiyle o iki fidan bir arada gitmek istediğinde ilişki yürüyor. Yani bütün olay esnekliğe, değişime dönüşüme açık olmaya ve uyumlanabilmeye gidiyor aslında.

ŞÖYLE DİYEBİLİR MİYİZ? İLİŞKİ DEDİĞİN ASLINDA ÖNCE BENİMLE İLGİLİ? 
%50 sorumluluğun bende olmasıyla ilgili bence. Bir taraf %70-80e kaydığında da onu uyumlandırabilmeyle ilgili. Ve bence ilişkiye başladıktan sonra insanların en çok unuttuğu hatta hiç düşünmediği şey de açık iletişim.

 

AÇIK İLETİŞİM: XYZ FORMÜLÜ

İlişkide illa ki bir şeyler yolunda gitmeyecek, zaten gitmiyor da, ama o zaman insanlar çoğunlukla verici olmayı bırakıp alıcı oluyorlar. En azından bir taraf alıcı oluyor. Bir taraf alıcı olduğu anda, diğer taraf da genellikle alıcı olmaya başlıyor. Kimse vermediği için ilişki kopuyor.  Açık iletişime dönersek,  XYZ yöntemi var, dünyanın en basit yöntemi. Bir çok kişi değişime dönüşüme kapalı görünse de aslında içinde herkes açık, herkes için umut var bence. Babam bile değişti. Ama babamı ben değiştirmeye çalışmadım. Sen düzgün değilsin demedim. Karımdan örnek alarak, ben değiştim. Artık, bir sprun olduğunda babama gidip trip atmıyorum, kavga çıkartmıyorum. Bu söylediğin beni üzdü diyorum. Adam kalakalıyor. Hiç alışmamış çünkü!  Kızıp suçladığımız zaman insanlar kendilerini kapatıyorlar. Bir savaşa dönüşebiliyor. Sonuç alamıyorsun. Sen gerçekten içine işlemiş bir şekilde hissiyatını söylediğinde ise her şey değişiyor.
Özellikle ilginç olan şu: Hissiyatımızı ortaya çıkarmakta çok zorlanıyoruz. Hissiyatın ne diye soruyorsun, hikaye anlatıyor millet. Böyle oldu da şöyle oldu da… Ancak defalarca sorduktan sonra üzüldüm diyebiliyorlar. Ne olduğunu söylemek en kolayı, bu formülümüzdeki X.  Hissiyatımızı söylemek Y.  Z ise özellikle kadınların unuttuğu bir şey: ne olmasını isterdim. Erkekler bazan sinirli söyleseler de, daha çok söylüyorlar ne olmasını istediklerini. Bence, Z’yi de söylemek, çok önemli. Ondan sonra biraz susabilir ve karşı tarafı da dinleyebiliriz. O ne bekliyor, ne istiyor acaba?

Kızımı seviyorum ama her an hissediyor muyum sevdiğimi? Hayır hissetmiyorum bazan çıldırtıyor beni çok nadir de olsa. Ama benim sevgiye adanmışlığım var ilişkilere de böyle bakabiliriz.

 

 

Dalia MAYA

Bu yazı Şalom Dergi’nin Haziran 2019 sayısında yayınlanmıştır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir